Bu anayasa silah zoru ile getirildi diyenler için bazı sorularım var...
Türkiyenin ilk anayasası silah zoru ile kabul olmadı mı M.Kemalin çıkıp bu cumhiriyet kabul edilecektir ama bazı kelleler de gidecektir diye konuştuğu bir ortamda hangi irade özgürlüğünden bahsediyorsunuz? Milli irade her zaman doğruyu göstermez biz 100 yıl önce monarşi yanlısı olan bir milletin torunlarıyız. Şu an bile halkın bazı kesimlerinin monarşi ve teokrasi yanlısı olduğu bir milletiz.
Bu anayasa milli anayasa diyorsunuz, demokratik bir anayasa diyorsunuz.dünyada ve türkiyedeki demokrasi anlayışı güçler ayrılığı esasına dayalıdır. Bu anayasa ise bazı bölümleri ile güçler birliğini destekler. Bazıları diyorki devleti hükümet yönetmez mi? O kişiler düşündü mü acaba bu anayasa ile gelecek kanunlar o hükümetlerin denetlenme olanaklarını kısıtladığını. Türkiyede hükümetin yasama gücünü anayasa mahkemesi denetler ama bu anayasa ile bunun kısıtlandığını biliyor muydunuz?
Tabi ki Yapılan darbeler Türkiye Cumhuriyetinin birer kara lekesidir tabi ki M.Kemalin devrimlerinin halk tarafından onaylanmaması halkımızın utanç kaynaklarından biridir ama bizim başlıca anlamamız gereken nokta ise eylemlerin nasıl ve ne koşullarda yapıldığı değil beraberinde getirdiği sonuçların halka olan yarar ve zararlarını objeltif bir şekilde tartışıp anlayabilmektir
21 Ağustos 2010 Cumartesi
12 Eylül Gençliğinin Çocukları
Dün bir arkadaşımla referanduma çıkıcak olan yeni anayasanın bize olucak etkilerini tartışmıştım. Sonra eski bir Dev Genç üyesi olan annemle tartıştım bu konuyu . Sanırım annemin ve babamın bana çocukluğumda anlattığı 78 kuşağı hikayeleri beni etkilemiş olucak ki 12 Eylül'ü yaşamayan bizlere olan etkisini üzerinde epey bi kafa yordum. Hatta bi ara baş ağrısından dolayı mola bile verdim. Toplarladıklarım ve olabildiğince objektif bir bakış açısı ile düşündüklerimi aktarmaya çalıştım...
82 anayasasını hazırlayanların amacı toplumu apolitikleştirmek ve bu sayede toplumda kendi çıkar ve istekleri yönünde bir siyaset anlayaşı oturtmaktı.Bunu yaparkende topluma huzur ve güven ortamı getireceklerini düşünmüşler ve.bunun için de bütün sivil toplum örgütlerini,siyasi dernekleri hatta gençlik ve öğrenci
derneklerini kapatmışlardı.Bunun sonucu olarakta belli bir süre toplumda huzur ve güven ortamı oluşsada insanların sosyalleşme ve kendini ifade edebilme içgüdüsüne aykırı olduğu için onların düşündüğünün aksine bu huzur ve güven ortamı çatlaklar vermeye başladı.İnsanlar kendilerini ifade etme ihtiyacı ile düşünce belirttiklerinde yönetimdeki insanlar bunu oluşturmak istedikleri düzene bir tehdit olarak gördükleri için konuşan her insan yada grubu cezaevlerine tıkmaya başladılar.Bunun sonucu olarak toplumun bazı kesimleri düşüncelerini legal yollardan açıklayamayacaklarını düşündükleri için illegalleşmeyi , bazısı bu ortamda kendine bir destek ve bir var olma amacı oluşturabilmek için dine sarılmayı, bazısı da her toplum ve dönemde olduğu gibi güç dengelerinin yanında yer almayı tercih etti.O zamanın iktidar sahipleri ve yasa oluşturucuları din olgusunu bir tehtit olarak görmeyip bu gruba hoşgörü ile yaklaştılar, apolilrikleşmeyi seçen grup zaten onların yaratmayı istedikleri gruptu, diğer grup ise onların yaratmaya çalıştığı ütopyaya bir tehtit olarak algılandı.Onların her dikta rejimi gibi kendi düşüncelerini dışında bilhassa karşısında bir fikir beyanına tahammül etmeleri mümkün değildi.Bu çerçevede sözlü yada yazılı düşünce beyan eden yada bu çerçevede düşünüldüğünden şüphelenilen herkez ütopyaları için birer tehtit ve düşman olarak görüldü.Bu tehtit ve düşman grubun toplumu kendi düşünceleri ile zehirlemelerini engellemek için cezaevlerine alınarak fiziksel ve psikolojik bir çok işkence yöntemleri ile baskı altına alınıp pasifize edilmeye çalışıldı.Günümüzde artık birer ütopya olan komünizm ve sosyalizmi savunan bu insanlar dünya halklarının kardeşliği ve refahı ideolojisini savunan kişilerken cezaevlerinde özellikle kökenlerine yönelik baskı, hakaret ve işkenceye maruz kaldıkları için etnik milliyetçiliğin düşmanı olan bu kişiler ezildiği ve aşağılandığını düşündükleri etnik kökenlerinin birer svunucusu haline geldi.

İdealist kişiler insanları etkileyip çevrelerine oplayabilecek ve bu sayede toplumun dinamiklerini değiştirebilecek yapıdadırlar.12 Eylül gibi toplumun baskı altına alındığı ve siyasetsizleştirildiği dönemler belirli akımların güçlenmesi, illegal yollardan bile olsa varlıklarını sürdürüp geliştirebildiği en uygun dönemlerdir.Normal sisyasi dönemlerde yanlış veya doğru düşüncelerini açıklayıp deşarj olabilen insanlar bu dönemlerde taşırlar ve görüldüğü gibide taşıdılar.Düşünceleri ve kökenlerinden dolayı baskı ve işkence altına alınan bu insanlar ailelerini ve yakın çevrelerini rahatlıkla yanlarına aldılar ve etnik köken ideolojisi ile büyüdüler.Onlar büyüyüp yayıldıkça baskı ve şiddetin dozu fazlalaştı, baskı ve şiddetin dozuna orantılı olarakta sempatizanları fazlalaştı.
Sonuç olarak halkın yararına, huzur ve refah ortamı yaratmayı düşünerek tasarlanan bir anayasa tam aksine toplumun etnik köken, din, ve politik açılardan bölünmesine yol açtı.Oluşan bu terör ortamı da ülke ekonomisini ve toplumun sosyal yapısını büyük zararlara uğrattı.12 eylül döneminde oluşturulan baskı ve şiddet ortamında şahit olan bir çok insanımız kendi çocuklarınında böyle bir baskı altına alınması endişesi ile onları tamamen apolitik, toplumsal olaylara duyarsız ve ekonominin dışındaki düşüncelere kapalı olarak yetişmelerine çabaladı.Toplum öyle bir hale geldiki bireyler kendi kişisel ve küçük çıkarları dışında toplumsal hiçbir olay ve dimakle ilgilenmemeye başladır oysaki unuttukları şey ise başkalarına yapılan haksızlıklara karşı mücadele etmek gelecekte kendilerine yapılabilecek bir haksızlığı önlemek için adılan ilk adımdır.Umut verici olan ise bu kadar engellemelere rağmen bizim neslimiz kendisi ve toplum için düşünmeye başlamış, başkası için var olmayan bir hakkın gelecekte kendisi içinde var olamayabileceğini anlamaya başlamasıdır.
Ben !?
Dün gece can sıkıntısından facebookta geziniyordum eğer birisi bana işlerin blog açmaya kadar varıcağı söylese onlara siktir ya ben... Deniz Can Aydın... öfke problemleri yaşayan... sevgilisi tarafından çağımızın en tembel ve üşengeç insanlarından biri olarak adlandırılıp terk edilen ben... bir çoğunun teselli etsede o nalet kıza katıldığı (hey ne yapabilirim kalbimi kırdı haklı olsada benim açımdan buradaki kötü karakter o)... zamanını kendinden daha az zeki gördüğü insanlarla bir şey paylaşmak yerine kitaplarla geçirmeyi tercih eden ben blog açıp neler düşünüp neler hissettiklerimi mi yazıcam? derdim ve yüzüne bakıp ona dünyanın en salak insanı gibi hissetmesi için en iyi sen dünyanın en salak insanısın bakışımı atardım. Sanırım aynaya geçip bu bakışı kendime atmam gerekiyor ama ne yapabilirim Yeni Zelandalı Edmund Hillary ve Nepalli Tenzing Norgay dan önce Everest'e tırmanmış olan egom buna müsade etmiyor.
Ne yapalım bir kere başladık ne kadar kendisinin dünyanın herhangi bir ülkesinde hükümet başkanılığı yapmasının o ülke ve vatandaşları için soykırımdan sonraki en kötü olay olacağını düşündüğüm Recep Tayyip Erdoğan'ın sözü aklıma geliyor ''Durmak yok yola devam''.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
